Akran zorbalığı, toplumsal yaşantının sürdürüldüğü her ortamda önemli bir sorundur ve bu sorunla ebeveynlerin tek başlarına baş etmeleri oldukça güçtür. Bu nedenle akran zorbalığının öncesi ve sonrası için alınacak önlemlerde, aile ve okul birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Bu konuda aile ve okul birlikte çalışmalı, eğitimcilerin ve ailelerin çocuklarının psiko-sosyal gelişimi ve eğitiminde birbirleri ile iletişim halinde bulunmaları sağlanmalıdır.
Akran zorbalığının önlenmesinde belki de en önemlisi ve ilk sırada olması gerektiğine inandığım, zorba veya kurban öğrencilerin belirlenmesidir. Bunun için okullardaki ilgili birimlerin aileleri, öğrencileri ve okul personelini akran zorbalığı konusunda bilgilendirmeleri, zorbalığı belirlemek açısından oldukça önemli bir adımdır.
Aile, öğrenciler ve okul personeli konu ile ilgili farkındalık edindikten sonra, zorba ve kurbanların bireysel ihtiyaçlarının neler olduğunu saptamak ve bu ihtiyaçları karşılamak zorbalığı önleme çalışmalarında ikinci önemli bir adımdır.

Zorba ve kurbanların bireysel ihtiyaçlarını belirlemek de önemli bir problem olarak karşımıza çıkabilir. Okullarda çeşitli anket ve testlerden yararlanarak zorbalığın yaygınlığı, risk grupları ve sınıfları belirlenerek bu problemi çözümlemek mümkün olabilir. Zorba ve kurbanların ihtiyaçlarının karşılanması ise, hem aile tarafından hem de akran gruplarındaki sosyal yapılar tarafından sağlanmalıdır.
Aileler, bu konuda çok iyi birer gözlemci olmalıdırlar. Çocuklarının kişilik özelliklerini tanımalı ve farklı ortamlarda nasıl davrandıklarını gözlemlemek için çocukları ile geçirecekleri ortak zaman dilimleri yaratmalıdırlar. Evde çok sessiz kendi halinde diye tanımlanan bir öğrenci okulda zorba davranışlar gösterebilir ve bunun tek kaynağı okul olmayabilir.
Aileler aynı zamanda çok iyi birer dinleyici olmalıdırlar. Bunu, yüksüz, yansız, suçlamadan ve kıyaslamadan uzak sadece çocuklarının neler hissettiği üzerinde durarak yapmaları önemlidir. Çocuklarının bir gününü nasıl geçirdiğini dinlemek, onların gün içinde nelerle karşılaştıkları ve bunlara nasıl tepkiler verdikleri ailelere ipucu sağlaması açısından dikkat çekicidir.
Öğrencilerin psiko-sosyal ve kültürel olarak uygun akran grupları içine girmesi ve burada olumlu koşulsuz ilişkiler kurması aile, eğitimciler ve okul personelinin ortak yapacakları çalışmalar ve uygun müdahalelerle desteklenebilir.
Ailelerin akran zorbalığı ile tek başlarına baş etmeleri tüketici bir iştir. Bu nedenle yazının başında da değinildiği gibi okuldaki eğitimci ve diğer personelden, gerektiğinde bir uzmandan hem kendiniz hem de çocuğunuz için yardım istemekten çekinmeyiniz.
Son söz; Ebeveynler olarak kabul edici, destekleyici ve işbirlikçi tutum ile çocuklarımızı koruyabileceğimizi ve bu konudaki en önemli desteğin aileden gelecek destek olduğu gerçeğine de vurgu yaparak yazımı bitirmek istiyorum.


